4 min

Sürdürülebilirlik Bülteni

Eylül, değişimin ve yenilenmenin habercisi.

Yazın enerjisi geride kalırken, sonbaharın sakin ritmi bize dengeyi hatırlatıyor. Doğa, fazlalıklarını bırakıp yenilenmeye hazırlanıyor; biz de sürdürülebilirlik yolculuğumuzda benzer bir dönüşüme davet ediliyoruz. Bu ayki Weber bültenimiz küresel gelişmeleri ve yerel adımları bir araya getirerek geleceğe dair ilham verici bir perspektif sunuyor.

Deniz ve su ekosistemlerini korumaya yönelik projeleri finanse etmek için geliştirilen özel tahvil türüdür. Küresel ölçekte okyanusların biyolojik çeşitliliğini, sürdürülebilir balıkçılığı ve kıyı ekosistemlerini destekleyen bir finansman modeli olarak öne çıkar.

Örnek: Seyşeller, 2018 yılında çıkardığı ilk Blue Bond ile deniz koruma alanlarını genişletmiş ve sürdürülebilir balıkçılık projelerini finanse etmiştir. Bu yaklaşım, çevresel etki yaratırken yatırımcıya da güvenli ve uzun vadeli getiri sağlama potansiyeli sunar.

Saint-Gobain Feminizasyon Hareketi

Saint-Gobain, inşaat sektöründe toplumsal cinsiyet eşitliğini, “Feminizasyon Hareketi” ile yeniden tanımlıyor. Türkiye dahil bir çok ülkede yürütülen bu girişim, 2025 yılı sonuna kadar; kadın yönetici oranını %30’a, kadın uzman oranını %40’a çıkarmayı hedefliyor. 

Bugün Saint-Gobain’de kadın çalışan oranı %24’e ulaşmış durumda. Bu oran, Avrupa inşaat sektöründeki ortalamanın (%9) çok üzerinde. Şirket, 160000 kişilik küresel kadrosunun 40.000’İnin kadın çalışanlardan oluşturuyor.

Saint-Gobain, Türkiye'de Weber, Chryso, Vetrotech, Ecophone, Saint-Gobain Glass ve Saint-Gobain Aşındırıcılar gibi markaları ile, ayrıca İzocam ve Dalsan ortak girişimleri dahil olmak üzere 14 marka ve 22 üretim tesisiyle faaliyet gösteriyor. Grup, sürdürülebilirlik, kaynakların verimli kullanımı ve çeşitlilik konularındaki vurgusuyla öne çıkıyor. 
Çalışan kadın sayısı nedeniyle "Kadın Dostu" işveren unvanını taşıyan Saint-Gobain, faaliyet gösterdiği yapı sektörünün tüm alanlarında çeşitlilik ve kapsayıcılık ilkesine büyük önem veriyor. Grup, sürdürülebilirlik, kaynakların verimli kullanımı ve çeşitlilik konularındaki vurgusuyla öne çıkıyor.

Teknoloji Dünyasında Şeffaflık Devrimi

Avrupa Birliği, 2026'dan itibaren teknoloji firmalarının ürünlerinde onarılabilirlik, kaynak verimliliği ve geri dönüşüm bilgilerini dijitalleştirmesini zorunlu kılacak bir düzenleme yayımladı. Bu düzenleme, Ecodesign for Sustainable Products Regulation (ESPR) çerçevesinde, ürünlerin yaşam döngüsüne dair şeffaflık sağlayan Dijital Ürün Pasaportu (DPP) uygulamasını başlatıyor. ESPR'nin ilk çalışma planı, teknoloji sektörünü öncelikli alanlar arasında belirleyerek, bu firmaların 2026 itibarıyla DPP uyumluluğunu sağlamalarını hedefliyor.

Kitaplarınızı, kıyafetlerinizi ya da elektronik cihazlarınızı satın almak yerine paylaşmayı, kiralamayı veya takas etmeyi denediniz mi? Bu yaklaşım sadece cebinizi korumakla kalmaz; 
aynı zamanda üretim, lojistik ve atık süreçlerinde ciddi karbon tasarrufu sağlar. 

Bir arkadaşınızla kitap takası yapmak ya da ihtiyaç duymadığınız eşyaları paylaşım platformlarında değerlendirmek, tüketim alışkanlıklarımızı dönüştürmenin en keyifli yollarından biridir. Küçük görünen bu adım, aslında kaynakları korumanın ve daha bilinçli bir yaşam tarzı benimsemenin güçlü bir göstergesidir.

Stanford Üniversitesi'nin 2025 tarihli çalışmasına göre, aşırı hava olayları (aşırı sıcak, soğuk, 
sel ve kuraklık) göç eden nüfusun sayısını değil, kimliğini değiştiriyor. 

Bu durum, göçün yalnızca çevresel değil, aynı zamanda demografik bir olgu olduğunu gösteriyor. Yaş ve eğitim seviyesi, göç kararlarını belirleyen temel faktörler arasında yer alıyor. Özellikle genç ve düşük eğitimli bireyler, iklim değişikliğinin etkilerine daha duyarlı ve bu nedenle daha fazla göç ediyor. Bu bulgular, iklim politikalarında hedefe yönelik ve demografik özelliklere duyarlı yaklaşımların önemini vurguluyor.

Her gün sadece 15 dakikanızı açık havada geçirmek, sanıldığından çok daha fazlasını kazandırır. Gün ışığı, temiz hava ve doğayla kurulan kısa temaslar; zihinsel netliği artırır, bağışıklık sistemini güçlendirir ve stres seviyesini azaltır.

Ofisteyseniz, bir toplantı arasında kısa bir yürüyüş yapın ya da binanın etrafında bir tur atın. Evden çalışıyorsanız, balkonda veya pencere kenarında derin bir nefes almakla kalmayın; 
küçük bir saksıya elinizi değdirin, yapraklara dokunun. Metroya yürürken telefonunuza bakmak yerine çevredeki ağaçları, kuş seslerini ya da gökyüzünün renklerini fark edin.

Daha yaratıcı bir yeşil mola için, masanızın yanında küçük bir bitki yetiştirin, gün içinde ona su vermek bile mikro bir doğa temasıdır. Bu küçük ama düzenli dokunuşlar, sürdürülebilir mutluluk için en basit ama en etkili yöntemlerdir. Doğayla kurduğunuz bu bağ, yalnızca bireysel sağlığınızı değil, aynı zamanda çevreye olan duyarlılığınızı da güçlendirir.