
|

| Sıcak bir Temmuz gününün ortasında, sizi biraz yavaşlamaya ve dikkat kesilmeye davet ediyoruz. Çünkü sürdürülebilirlik, yalnızca büyük sistemlerde değil; gündelik tercihlerimizde, malzeme seçimimizde, yürüdüğümüz sokakta, yaptığımız alışverişte başlıyor.
Bu ayki sürdürülebilirlik bültenimiz, doğayla birlikte düşünmeyi; dönüşen malzemeleri, tasarım trendlerini, bilimsel gelişmeleri ve bireysel katkıyı bir araya getiriyor.
Her başlık, sürdürülebilirliğe yeni bir açıdan bakmanızı sağlayacak şekilde kurgulandı: bir kavram, bir gelişme, bir davranış, bir farkındalık… Çünkü sürdürülebilirlik artık seçenek değil; birlikte yaşamayı sürdürebilmenin tek yolu. | 
|

|

| Tarımsal atıkların içine yerleştirilen miselyum, birkaç gün içinde doğal, hafif, biyobozunur ve yangına dayanıklı bir yapı malzemesine dönüşüyor. Bu mantar kökü bazlı kompozit, geçici yapılar, iç mekan tasarımları ve paketleme alternatiflerinde hızla yayılıyor.
2025’te TechXplore’da yer alan bir araştırmaya göre, bu malzeme sadece dayanıklı olmakla kalmayıp aynı zamanda “kendi kendini onarabilen” yapısıyla öne çıkıyor; ufak hasarları hücresel mekanizmalar sayesinde bir aya kadar kendiliğinden tamir edebiliyor. | 
|

|

| Saint-Gobain Sürdürülebilir Yapılar ve Şehirler Buluşmaları Günümüzde sürdürülebilirlik, yapılı çevrenin ayrılmaz bir parçası haline gelirken, mimari tasarım ve uygulama süreçlerinde belirleyici bir faktöre dönüşüyor. Sürdürülebilirlik ekseninde mimari çözümler nasıl şekilleniyor, tasarım sürecinde hangi yöntemler, stratejiler ve araçlar devreye giriyor?Sürdürülebilirlik ekseninde konfor parametreleri, mimari tasarım ile nasıl insan yaşantısına yansıyor?
Bu sorular etrafında bir oturum düzenledik ve Prof. Dr Ümit Arpacıoğlu moderasyonunda, farklı ölçeklerde üretim yapan değerli Mimar Selçuk Avcı (Avcı Architects Kurucusu), akademisyen ve sürdürülebilirlik danışmanı Cemil Yaman (ERKE Sürdürülebilir Bina Tasarım ve Danışmanlık) ile; Saint-Gobain Türkiye Mimari Çözümler Müdürü, Y.Mimar Kubilay Büyüklü’yü bir araya getirdik.
Sürdürülebilir inşaat yaklaşımlarının tasarım sürecindeki yerinin, yapılı çevrenin geleceğiyle nasıl ilişkilenebileceğinin ve bu dönüşümde mimarın konumunu ele alan söyleşi için tıklayın! | 
|

| 
| 
|

| Isover Finlandiya: Dünyanın En Düşük Karbonlu Fabrikası Finlandiya'da, Saint-Gobain dikkate değer bir başarıya imza attı: Forssa’daki Isover tesisi, çok düşük karbon ayak izine sahip bir üretim alanına dönüştürüldü. Yalıtım sektöründe standartları yeniden tanımlayan bu başarı, Dünya’da bir ilk niteliğinde.
Karbon salımını azaltma yarışında eşi benzeri görülmemiş bir dönüm noktası olan bu adım yenilikle, Saint-Gobain Finlandiya’da sürdürülebilir inşaat tarihinde yeni bir sayfa ekliyor. Cam yününün ciddi şekilde azaltılmış karbon ayak iziyle üretilebileceğini kanıtlıyor. | 
|

|

| Stockholm Wood City: Bir Şehir, Bir Vizyon İsveç’in başkenti Stockholm’de inşa edilen dünyanın en büyük ahşap kentsel projesi olan Wood City, 2.000 konut ve 7.000 ofis alanını kapsıyor. Proje, CLT kullanımıyla inşaat sürecindeki karbon emisyonunu %50’ye kadar düşürmeyi hedefliyor.
Aalto Üniversitesi ve Finnish Environment Institute’un 2020 raporuna göre, Avrupa’daki inşaat sektörü CLT gibi büyük ölçekli ahşap projelere yöneldiğinde, yıl bazında yaklaşık 55 milyon ton CO₂ tasarruf potansiyeline sahip. Araştırmalar ayrıca ahşap binaların “daha iyi hava kalitesi, stres azalışı ve üretkenlik artışı” gibi olumlu psikolojik etkiler sağladığını ortaya koyuyor. | 
|

|

|

| Yoğun şehir hayatına rağmen, balkonunuzda üç saksı ile başlayabileceğiniz küçük bir gıda döngüsü kurabilirsiniz. Tükettiğiniz nane, roka veya domatesi doğrudan yetiştirmeniz hem karbon ayak izinizi azaltır hem de taze üretim sağlar.
Araştırmalar gösteriyor ki, kendi yetiştirdiğiniz gıdaların %20–30’u, taze tüketimle birlikte ambalaj, ulaşım ve işlenme kaynaklı karbon emisyonunu doğrudan azaltıyor. Ayrıca permakültür uzmanları, küçük alanlarda bile bol çeşitlilik (çeşitli sebzeler, aromatik bitkiler) yetiştirildiğinde, toprak sağlığı ve biyoçeşitlilik açısından önemli kazanımlar elde edilebildiğini ifade ediyor | 
|

|

| Oxford Üniversitesi’nin 2024 tarihli araştırmasına göre, 10 gün süren 35 °C üzeri sıcaklık maruziyeti, DNA’daki metilasyon değişimleri yoluyla epigenetik yaşlanmayı 2–3 yıl hızlandırıyor. Bu etki, özellikle yaşlı bireylerde ve çocuklarda gözlemlenmiş.
USC Leonard Davis School’un 2025’te yayımladığı bir çalışmaya göre, orta yaş üstü yetişkinlerde uzun süreli aşırı sıcaklık maruziyeti “biyolojik yaşlanma” oranlarında anlamlı artışlar gösteriyor. | 
|

|

|

| Sürdürülebilirlik sadece atıkları azaltmak değil, sahip olduklarımızla daha derin bir ilişki kurmaktır. Temmuz ayında, her gün kullandığın ama artık gözün alıştığı bir objeyi seç: bir fincan, masa lambası, eski bir kalem… Ona biraz dikkat ver. Nereden geldi? Kimin elinden geçti?
Hayatına ne zaman girdi?
Bu küçük ritüel, hızla tükettiğimiz eşyaların aslında zamana nasıl direndiğini fark ettirir. Çünkü sürdürülebilirlik bazen yeni bir şey üretmek değil, olanla yeni bir bağ kurmaktır. Ve bu bağ, insanın hem zihinsel hem de duygusal refahını artırır. | 
|

|