8 min

Sürdürülebilirlik Bülteni

Sürdürülebilirlik bültenimizin ekim sayısından herkese merhaba! Artık yılın son çeyreğindeyiz. Ülkemiz için çok büyük acılarla gelen 2023 yılını geride bırakmaya hazırlanıyoruz. Öte yandan bugünlerde Cumhuriyetimizin 100. yılını kutluyoruz. Peki,
henüz bitmemiş olsa da sizin için 2023 nasıl geçti?

Yavaş yavaş son dönemecine girdiğimiz bu yıl, aslında iklim değişikliği gerçeğiyle daha önce hiç olmadığı kadar yüzleştiğimiz bir dönem oldu. Üstelik bu etki, yalnızca belirli coğrafyalarda değil neredeyse dünyanın her yerinde hissedildi. Dolayısıyla sürdürülebilirlik kavramının önemi de her geçen gün daha net bir şekilde anlaşılıyor.

O halde gelin, geçtiğimiz ay dünyada sürdürülebilirlik gündemi nasıl şekillenmiş, birlikte bakalım…
Greenwashing: Herhangi bir hizmet veya ürünün, bunu sağlayan kurum tarafından gerçekte öyle olmamasına rağmen çevre dostu olduğunun iddia edilmesi ve bu iddia ile gerçekleştirilen pazarlama çalışmaları.

Greenwashing, sürdürülebilirliğin kanayan yaralarından bir tanesi. Türkçe’de “yeşil yıkama”, “yeşil badana” ya da daha net bir tanımla “yeşil aklama” olarak kullanılan bu terim, aslında çevreye büyük zararlar veren kurumların, bu zararları çeşitli iletişim faaliyetleriyle gizlemelerini, hatta küçük nüanslarla çevre dostu gibi görünmelerini tanımlıyor. Uluslararası pek çok çevre örgütünün yüksek sesle tepki verdiği bu davranış şekli, ne yazık ki dünyada son dönemde çok popüler.

Saint-Gobain Türkiye’nin Katkılarıyla: Green Up Meetings
No. 4 | İstanbul’un Estetik Direnişi

Sürdürülebilir yaşam trendleri üzerine yayın yapan PlumeMag tarafından düzenlenen Green Up Meetings etkinliklerinin dördüncüsü, Saint-Gobain Türkiye’nin katkılarıyla 28 Eylül’de gerçekleşti. Etkinliğin bu edisyonunda ana gündem maddesi, “İstanbul’un Estetik Direnişi” oldu.

Şehrin çok daha sürdürülebilir bir geleceğe kavuşması için atılacak adımların tartışıldığı etkinlikte, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Lütfü Savaş, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık başta olmak üzere pek çok yerel yönetici konuşmalar gerçekleştirdi. Saint-Gobain Türkiye Sürdürülebilirlik Elçisi Yüksek Mimar Ilgın Ulular da “Sürdürülebilir Geleceği İnşa Etmek” isimli konuşmasında dünyadaki şehirlerden sürdürülebilirlik çalışmalarını aktardı.

Kolektif House Levent’te gerçekleşen Green Up Meetings No. 4’te yüzlerce kişinin katılımıyla gün boyu onlarca panel yer aldı.

İzocam, Sosyal Sorumlulukta Sürdürülebilirliği Merkeze Alıyor!

İzocam küresel iklim değişikliği ile mücadele konusunda uzun yıllardır, pek çok kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetine imza atıyor. Örneğin, 2010-2015 yılları arasında MEB ile işbirliği yaparak, ilköğretim çağındaki çocuklara yönelik bir proje gerçekleştirildi. Bu proje ile öğrenciler, yalıtımın, enerji verimliliği üzerindeki önemini Grafi 2000 Ekibi´nin hazırladığı "OZİ" karakterinin maceralarını anlatan bir çizgi film ile eğlenerek öğrendiler.

Çocuk tiyatrolarında görevli bir oyuncu tarafından "yalıtım" ve "enerji tasarrufu" ile ilgili ders saati boyunca eğitim verildi. Proje ile Haziran 2015´e kadar 350 okulda 100 bine yakın öğrenciye ulaşıldı. Böylece İzocam 50. yılında 100 bin çocuğu ve 100 bin aileyi yalıtım konusunda bilinçlendirmiş oldu.

2015 yılında İFSAK (İstanbul Fotoğraf Sinema Amatörleri Derneği) işbirliği ile enerji verimliliğini sanatla buluşturan Enerji’K Bakış projesi gerçekleştirildi. Beren Saat’ten Yetkin Dikiciler’e kadar birçok ünlü ismin katkıda bulunduğu projeye, farklı meslek gruplarından yaklaşık 300 kişi katılım sağladı. Bu proje ile İzocam ilk olarak enerjiyi sadece fotoğraflara yansıtmayı düşündü ancak daha sonra, proje kapsamında yazı, kısa film ve beste çalışmalarına da yer verildi. En sonunda da bu çalışmaları 6 şehirde sergilendi ve tüm çalışmaları bir albümde toplandı. Fotoğraf sanatçıları, sinema yönetmenleri ve müzisyenler sergide fotoğrafları ile yer alırken müzisyenlerden, oyunculara, sinema yönetmenlerine kadar birçok isim yazıları ile katkıda bulundu. Rıza Kıraç sergiye özel bir kısa film çekti. Geleceğimizi etkileyecek böylesi önemli bir konuya dikkat çekmesi açısından oldukça ilgi gören Enerjik Bakış Sergisi, İstanbul, İzmir, Adana, Ankara, Bursa ve Eskişehir’de toplam 6000 kişi ile buluştu.

İzocam’ın sosyal sorumluluk çalışmaları kapsamında önem verdiği bir diğer konu ise ormanlarımız. Bu konuda önemli bir adım atarak, 2021’in yaz aylarında ülkemizin çeşitli illerinde meydana gelen orman yangınlarında hasar gören bölgelerin tekrar hayat bulması için çalışma başlattı. Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) ile gerçekleştirilen iş birliği ile öncelikli olarak ihtiyaç bulunan ormanlar belirlendi ve toplamda 6 bin 500 adet fidanı toprakla buluşturuldu.

Doğadan ilham alarak doğal olanı destekleyen bir firma olarak İzocam, geçtiğimiz yıl gelecek kuşaklara mavi kıyılar ve yaşayan bir deniz bırakma hedefiyle İstanbul Bebek sahilinde önemli bir etkinliğe imza attı. İzocam çalışanlarından oluşan 18 kişilik gönüllü bir ekip, karasal atık kaynaklı deniz kirliliğine karşı 20 Temmuz 2022 tarihinde İstanbul Bebek sahilinde buluştu. Deniz Temiz Derneği/ TURMEPA ve Aktif Balık Adamlar Spor Kulübü Derneği ile ortaklaşa organize edilen etkinlikte, gelecek kuşaklara mavi kıyılar ve yaşayan bir deniz bırakma hedefiyle, kıyı ve dip temizliği gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında toplamda 35 kilogram atık denizden uzaklaştırılarak geri dönüşüm tesislerine iletildi.

Ayrıca küresel iklim değişikliği ile mücadeleye ve iyi yaşam hakkına dikkat çekmek amacıyla rotasını denizlere çeviren firma, “Sürdürülebilir yarınların arkasında İzocam var” mottosuyla kurduğu yelken takımı ile denizlere yelken açmaya başladı. Profesyonel yarışçıların yanında Sailmaster ekibinden temel yelken eğitimi almış İzocam çalışanlarından oluşan İzocam Yelken Takımı, 2022 yılı boyunca toplamda 4 trofe ve 34 yarışta yer aldı. Bu yıl da katıldığı MIYC Kış Trofesi’ni 4’üncü, EAYK Kış Trofesi'ni ise 3’üncü olarak tamamladı. Eylül ayında gerçekleştirilecek Bosphorus Cup İstanbul Yarışları için gün sayan takım, böylece 2023 yılı boyunca MIYC Marmaris Kış Trofesi, EAYK Kış Trofesi ve Bosphorous Cup İstanbul Yarışı olmak üzere toplamda 3 trofe ve 20 yarışta yer almış olacak.

Rüzgar Enerjisinde Dünya Rekoru

Dünyanın en büyük rüzgar türbini olan ve Çin’de açık denizde yer alan Goldwind, geçtiğimiz günlerde bir günlük rüzgar enerjisi alanında dünya rekoru kırdı. Teknolojisi sayesinde fırtınalar ve tayfunlarda da çalışmayı sürdürebilen türbin, Haikui Tayfunu sırasında 384.4 megawatt saat rüzgar enerjisi üretti. Bir önceki rekor ise 364 megawatt saat ile Danimarka’daki bir rüzgar türbinine aitti.

200 Yıl Sonra Geri Döndü

Tıpkı hayvanlar gibi bitkilerin de nesli, çeşitli çevresel faktörlere bağlı olarak tükenebiliyor. Son olarak 1838 yılında görülen ve o tarihten beri neslinin tükendiği düşünülen Pernambuco çobanpüskülü isimli küçük ağaç türü, yaklaşık 200 yıl sonra yeniden keşfedildi. Brezilya’nın kuzeydoğusundaki Igarassu şehrinde tespit edilen ağaç, bilim insanları tarafından korumaya alındı.

Sonbahar dendiğinde akla ilk olarak sararmış ve yere düşmüş ağaç yapraklarının geldiğine neredeyse şüphe yok. Oluşturduğu görsellikle pek çok fotoğrafın, film karesinin başrolü olan bu olay, aslında doğal döngünün önemli bir parçası.

Bahçelerimizde ya da sokaklarda yere düşen sonbahar yapraklarını süpürmenin çevre için aslında pek de iyi bir hareket olmadığını biliyor muydunuz?

• Sonbahar yaprakları, aslında toprak için bir doğal gübre görevi görüyor. Zamanla parçalanan ve toprağa karışan yapraklar, toprağın verimliliğini artırıyor.

• Yapraklar, aynı zamanda mikroorganizmalar ve böcekler için bir habitat. Süpürüldüklerinde ise pek çok küçük canlının yaşam alanı yok oluyor.

• Yapraklar toprağa zarar veren yabani otları engellemek için de son derece faydalı. Aynı zamanda geniş yaprak yığınları, nemi tutma özelliğine de sahip.
Kabul etmek gerekir ki modern yaşam, bizi doğadan fazlasıyla uzaklaştırdı. İnsanlık tarihinin ilk üretim faaliyetlerinden olan tarım uygulamaları da pek çok şey gibi sanayileşti ve pek de sürdürülebilir olmayan bir hale geldi. Peki, çok daha mikro ölçekte tarım yapmak, en azından sofraya koyduğumuz birkaç sebze veya meyveyi kendimiz yetiştirmek mümkün değil mi? Tabii ki mümkün!

Balkon bahçeciliği, adından da anlaşılacağı üzere balkonda veya zaman zaman teraslarda yapılan basit bahçecilik işlemlerini tanımlıyor. Bu uygulamayla günlük olarak tükettiğimiz pek çok sebze veya meyveyi küçük ölçeklerde üretebiliriz.

Balkon bahçeciliğinde dikkat edilmesi gereken aslında 4 temel nokta var:

• Doğru Saksı Seçimi: Yetiştirmek istediğiniz sebzenin büyüme koşullarına uygun saksı seçtiğinizden emin olun.

• Toprak Seçimi: Toprağın sebze yetiştirmeye uygun yapıda olması önemli. Tohumlarınızı ekmeden önce toprağı, gübreleme, kil ekleme gibi çeşitli işlemlerden geçirin.

• Sulama ve Bakım: Balkon bahçeciliği uygulamaları, ne çok fazla ne de çok az bakım gerektirir. Ancak özellikle ilk ekim zamanlarında toprağın nemini iyi ayarlamak son derece önemli.

• Mevsimine Uygun Ekin Seçimi: Sürdürülebilir tarımın olmazsa olmazı, mevsimsel ürün yetiştiriciliği… Tarımı balkonunuzda yapıyor olsanız da hangi mevsimde hangi sebzelerin yetişmeye uygun olduğunu mutlaka araştırın.

Ekim Ayında Yetiştirilebilecek Ürün Önerileri: Domates, maydanoz, salatalık, nane
Havalar hafif hafif serinlediğine göre bu ay gelin, bu serinliğin sıradanlaştığı coğrafyalardan birine gidelim ve tam da sonbahar-kış mevsimlerine uygun bir hayat felsefesini inceleyelim. Coorie sözcüğü, İskoççada; “sarılmak”, “kucaklaşmak” gibi anlamlara geliyor. İskoçların yaşam felsefelerinden biri olan Coorie felsefesi de doğayla ve yaşamla kucaklaşmayı öneriyor.

Coorie felsefesi, aslında Danimarka’dan dünyaya yayılan ve son yıllarda oldukça popüler olan Hygge felsefesinin İskoç versiyonu olarak da tanımlanıyor. Bu yaklaşımda dikkat edilmesi gerekenler ise kısaca şöyle:

• Minimalizm: Pek çok sürdürülebilir yaşam felsefesinde olduğu gibi Coorie’de de minimalizm ön planda. Özellikle ev yaşamından gereksiz eşyaları arındırmak son derece önemli.

• Doğada Vakit Geçirmek: İskoçya’nın doğasını anlatmaya kelimelerin yeterli olmayacağının farkındayız. Böyle bir coğrafyadan çıkan yaşam felsefesi de tabii ki sık sık doğada vakit geçirmeyi, hatta yaban hayatı içerisinde kamplar yapmayı öneriyor.

• Basit Mutluluklar: Hayatta mutlu olmanın formülü, Coorie’ye göre basit şeylerden büyük anlamlar çıkarabilmekte. Doğada okunan bir kitap, evinizde içeceğiniz sıcacık bir kahve ve tabii ki bu yaptıklarınızın size ne kadar iyi geldiğini hissedebilmek…

• Başkalarıyla Kucaklaşmak: Kelime anlamı “sarılmak” olan bir hayat felsefesinin kucaklaşmayı önermemesini bekleyemeyiz. İnsanların birbiriyle fiziksel etkileşime girdiklerinde daha iyi hissettiklerini öneren Coorie, sık sık sevdiklerinize sarılmanız gerektiğini söylüyor.

• Dijital Detoks: Dijital dünya, hayatımızı kolaylaştırmak için tabii ki gerekli. Peki, arada bir ondan uzak kalmak psikolojimize iyi gelebilir mi? Coorie felsefesi, sık sık dijital detoksa girmenizi hatta bu dönemlerde el becerinizi kullanabileceğiniz hobiler edinmeniz gerektiğini ileri sürüyor.