7 min

Sürdürülebilirlik Bülteni

Yaz aylarını mı daha çok seviyorsunuz yoksa kış aylarını mı? Öyle bir yaz mevsimini geride bıraktık ki en azılı “yazcının” bile “Yeter artık kış gelsin!” dediğini duyar gibiyiz. İklim değişikliği ve El Nino hava olayı bir araya gelince gezegenimizin neredeyse her noktası, daha önce görülmemiş aşırı sıcaklarla karşı karşıya kaldı. Ancak neyse ki pek çoklarının favorisi olan eylül ayı geldi çattı ve birazcık serinliğe kavuştuk.

Çoğunlukla eylül ayları, hem okulların açılması hem de yaz tatillerinin yavaşlaması sayesinde adeta yeni bir takvim yılının başlangıcı gibidir. Yepyeni başlangıçlar ise tabii ki taptaze umutlar ve beklentiler getirir. Ancak geri kalan hayatımızın ilk adımını atmadan önce birazcık geriye dönüp bakmaya ne dersiniz? İşte geçtiğimiz aydan sürdürülebilirlik haberleri ve bu ay sizin için derlediğimiz içerikler…
Ata Tohumu: ‘Yerel tohum’ veya ‘atalık tohum’ gibi isimlerle de bilinen ata tohumu, DNA’sında değişiklik yapılmamış ve hiçbir kimyasal işleme maruz kalmamış, atalarımızın kullandığı tohumları ifade eder. Ata tohumu, sürdürülebilir tarım uygulamaları içerisinde son derece önemli bir yere sahiptir. Bu tohum türü, doğal yapısını koruyarak nesilden nesle aktarıldığı için ata tohumu olarak adlandırılır.

• Ata tohumu, besin değeri bakımından son derece yüksek mahsuller verir.

• Ata tohumu ile üretilen mahsuller tamamen organik olarak değerlendirilir.

• Bu mahsullerin üretiminde herhangi bir kimyasal tarım ilacı kullanılmaz.

• Ata tohumu, yalnızca mevsimsel beslenmeye yönelik mahsul üretiminde kullanılır.
Aynı zamanda bu tohum kullanılarak yetiştirilen sebze ve meyveler herhangi bir kimyasal koruyucu içermediğinden daha kısa ömürlüdür.

Weber EPD Türkiye tarafından “Çevresel Ürün Beyanı” ödülüne layık görüldü!

Weber Türkiye bu yıl 23 adet ürünü için EPD sertifikası alarak EPD Türkiye tarafından bu önemli ödüle layık görüldü! Sektör profesyonellerinin aşina olduğu üzere “Çevresel Ürün Beyanı”; ürünlerin çevresel performanslarının analiz edildiği bir çevre performans ve sürdürülebilirlik ölçütüdür.

EPD Türkiye bu anlamda uluslararası onaylı ve geçerli belgelendirme yapabilen, İngilizce ve Türkçe ISO 14025 ve EN 15804 uyumlu Çevresel Ürün Beyanı (EPD) yayınlayabilen, Türkiye'de kurulu ilk ve tek sistemdir.

Saint-Gobain grubunun 2050 net sıfır karbon hedefi doğrultusunda performans ve sürdürülebilirlik odaklı çabalarının somut bir örneğini temsil eden bu ödülde emeği geçen Weber ekibini tebrik ediyoruz.

Saint-Gobain Araştırma Merkezi’nden Enerji Tasarrufu Çözümü

Fransa'nın güneyinde yer alan Provence Saint-Gobain Araştırma Merkezi'ndeki IT ekipleri, ofiste yer alan 250 bilgisayarın standby konumunda daha fazla zaman harcadığını hesapladı. Akşamları ve hafta sonları ekranları beklemeye almadan kapatmak, elektrik tüketimini %30 ila 60 oranında azaltabileceğini ölçümlediler Standby konumundaki bilgisayarların elektriğini kesen bir programlayıcı takılarak yılda kolaylıkla 100 m2 bir evin elektrik tüketimine eş değer kolaylıkla 8.400 kWh tasarruf sağlanabilecek.

Tarihin En Sıcak Yaz Mevsimi!

Temmuz ayında sizler için hazırladığımız bültende “Tarihin En Sıcak Günü” haberini iletmiştik. Tahmin edebileceğiniz ve geçmiş günlerde fazlasıyla hissedebileceğiniz üzere bu aşırı sıcak hava durumu, temmuz ayının herhangi bir gününde ortaya çıkan istisnai bir olay değildi. Beklenen oldu ve 2023 yazı, kuzey yarım kürede kayıt altına alınan en sıcak yaz mevsimi olarak tarihe geçti.

Avrupa Birliği Copernicus İklim Değişikliği Servisi tarafından hazırlanan rapora göre 2023 yaz mevsiminde ortalama hava sıcaklığı 16,77 santigrat derece olarak ölçüldü. Bu, daha önceki en yüksek ortalamanın 0,66 santigrat derece daha artmış olması anlamına geliyor. Üstelik uzmanlar, yıl sona erdiğinde 2023 yılının tarihin en sıcak yılı olarak ölçüleceğinden de neredeyse emin gibi…

Okyanuslar Yeşile Dönüyor!

İklim değişikliğinin yarattığı etkiler, her zaman beklendiği gibi sonuçlanmıyor. NASA’nın Modis Aqua adı verilen uydusu kullanılarak yapılan bir araştırmaya göre son yıllarda gezegenimizdeki okyanuslar hızla renk değiştiriyor. Çalışmaya göre son 20 yıllık süreçte Dünya’daki okyanusların %56’sı maviden yeşile bir geçiş içerisinde.

Okyanuslardaki bu değişim henüz tam olarak anlamlandırılamamış olsa da uzmanların ortak kanaati, bu dönüşümün fitoplanktonlardan kaynaklandığı yönünde. Kim bilir, belki de bundan birkaç on yıl sonra gezegenimizin dörtte üçünü oluşturan su kütleleri, tamamen yeşil renkten oluşur…

Afrikalı Liderlerden Küresel Vergi Talebi

Geçtiğimiz aylardaki bültenlerimizde iklim adaleti kavramından pek çok kez bahsetmiştik. Tekrar kısaca özetlemek gerekirse bu terim, iklim değişikliğinden en çok etkilenmesi beklenen ülkelerin aslında bu durumun ortaya çıkmasında en az sorumluluğu olan ülkeler olmasını tanımlıyor ve bu durumdaki adaletsizliğe işaret ediyor. Küresel çapta bu konuyla ilgili çalışmalar sürerken önemli bir gelişme de Afrika Kıtası’ndan geldi.

Nairobi’de gerçekleşen Afrika İklim Zirvesi’nde liderler, “karbon vergisi” adı altında kısıtlı şekilde uygulanan vergi türünün küresel çapta uygulanması çağrısında bulundu. Afrikalı liderler, bu vergilerden elde edilecek gelirlerin iklim değişikliğiyle mücadele konusunda önemli bir kaynak yaratabileceğini, aynı zamanda karbon salımlarını artıran ülkeler için caydırıcı bir unsur olabileceğini savunuyor.

Dünyamızın akciğerleri neresidir?

Pek çok kişi bu soruya Amazon Ormanları yanıtını verebilir. Çoğunlukla genel kanı, atmosferimizdeki oksijenin büyük bir kısmının ağaçlar vasıtasıyla oluştuğu yönündedir. Ancak aslında temel oksijen kaynağımız ağaçlar değil. Ağaçların faydaları tabii ki saymakla bitmeyecek kadar fazla ancak söz konusu oksijen üretimi olduğunda çok daha çalışkan ve verimli bir doğal aktöre sahibiz:
Okyanuslar!

• Atmosferdeki oksijenin yaklaşık %70’i okyanuslardaki fitoplanktonlar tarafından üretilir. Ormanlar ve diğer bitkiler ise %28’lik bir paya sahiptir. Kalan %2’lik bölüm ise fotosentez yapabilen diğer canlılar vasıtasıyla üretilir.

• Oksijen konusundaki en önemli kaynağımız olan “fitoplanktonlar” terimi aslında denizlerde yaşayan 5000’e yakın farklı mikroorganizmayı tanımlamak için kullanılır. Bir nevi deniz bitkisi olan bu canlılar, zaman zaman gözle görülmeyecek kadar küçük olabilir.

• Fitoplanktonlar, tıpkı ağaçlar gibi fotosentez yapar. Bu sayede karbondioksit ve su tüketirken oksijen açığa çıkmasını sağlarlar.

• Fitoplanktonların su kütlelerindeki karbondioksiti kullanmaları, suyun ortaya çıkan boşluğu doldurmak için atmosferdeki karbondioksiti emmesini sağlar. Bu işlem, karbon döngüsünün işleyişinde son derece önemli bir yere sahiptir.

• Fitoplanktonlar, pek çok açıdan hem deniz hem de kara canlıları için hayati öneme sahiptir. Okyanuslardaki besin döngüsünün temelini oluştururlar.

Eylül ayının gelişi, özellikle çocuklu aileler için kapsamlı bir alışveriş dönemi anlamına geliyor. Okula yeni başlayan çocuklar ya da yeni bir sınıfa geçiş yapan kıdemli öğrenciler; yepyeni ders kitapları, defterler veya okul araç gereçlerine ihtiyaç duyabiliyor. Öte yandan okul yılının açılmasıyla birlikte başlayan bu tüketim yoğunluğu, aslında çok daha bilinçli bir şekilde sürdürülebilir hale getirilebilir.

Peki, okul alışverişini daha sürdürülebilir hale getirmek için neler yapabiliriz? Alışverişlerimizde nelere dikkat etmemiz gerekli, hangi ürünleri tercih etmeli hangi materyallerden uzak durmalıyız?
İşte yanıtlar…

• Sürdürülebilir tüketim yaklaşımının en temelinde her zaman, mecbur kalmadıkça tüketmemek yatıyor. Bu nedenle okul alışverişine başlamadan önce mevcut okul eşyalarının nasıl değerlendirilebileceğini gözden geçirmekte fayda var. Eğer çocuğunuz küçük yaştaysa eşyaları yeniden kullanmanın çevreye olumlu etkilerinden bahsedebilir onu da bu davranışa ikna edebilirsiniz.

• Pek çok alışveriş macerasında olduğu gibi okul alışverişinde de markete veya kırtasiyeye gittiğinizde etrafınızı saran ışıklar ve rengarenk ürünlerden etkilenmeniz olası. Bunun önüne geçmenin en kolay yolu ise tabii ki alışveriş listesi hazırlamak. Çocuğunuzla birlikte ihtiyaç duyulan eşyaları önceden listelerseniz gereksiz tüketimin önüne geçebilirsiniz.

• Satın almak mecburi hale geldiğinde ise önümüzde iki yol var: Alelade ürünleri tercih etmek ya da sürdürülebilir ürünlere yönelmek! Eğer okul alışverişinin gerçekten sürdürülebilir olmasını istiyorsanız hangi materyallerin sürdürülebilir yapıya sahip olduğunu önceden araştırmayı unutmayın. Örneğin FSC onayı içeren ürünler ya da geri dönüştürülmüş ham madde kullanılarak üretilen ürünler iyi tercihler olabilir.


• Okul alışverişi, her ne kadar çoğunlukla ebeveynlerin gerçekleştirdiği bir aktivite olsa da eşyaları kullanacak olanlar çocuklar… Dolayısıyla sürdürülebilirlik bilincinin çocuklarda mevcut olması, bu ürünlerin sürdürülebilir kullanımı için de son derece değerli. Tercih ettiğiniz ürünleri neden seçtiğinizi çocuklarınıza anlatmayı ve onlara yaşlarına uygun bir şekilde sürdürülebilirlik bilinci aşılamayı unutmayın!

Teknolojiyle biraz haşır neşir olanlar, Ubuntu sözcüğüne büyük ihtimalle aşinadır. Pek çoğumuzun bir işletim sisteminin ismi olarak bildiğimiz bu terim, aslında Güney Afrika ile özdeşleşmiş olan bir yaşam felsefesinden geliyor.

Ubuntu felsefesi, temelde paylaşma ve sevgi kavramlarına odaklanarak “ben” merkezli bir yaklaşımı reddederek “biz” merkezli bir yaklaşıma odaklanıyor. Ubuntu kelimesinin Khoe ve Zulu dillerinden geldiği biliniyor. Türkçede tek bir kelimeyle tanımlanması zor olan bu felsefe, kısaca “Sen, sen olduğun için ben, benim.” gibi bir anlama geliyor. Yani bir diğer deyişle Ubuntu, tam anlamıyla kolektif bir yaşamı teşvik ediyor ve gezegende ancak bu şekilde var olunabileceğini savunuyor. Ubuntu felsefesi, kimi kaynaklarda 5 temel ilkeyle tanımlanıyor.

Bu ilkeler şu şekilde:

• Dayanışma
• Nezaket
• Yardımlaşma
• Saygı
• Şefkat

Güney Afrikalıların çok uzun yıllardan beri bir yaşam tarzı olarak uyguladığı bu hayat felsefesi, aslında hayata dair pek çok problemin de çözümü olabilir. Konuya sürdürülebilirlik açısından baktığımızda ise gezegenimizde yaşanabilir bir gelecek yaratmak için birlikte hareket etmenin, benmerkezci düşünceden uzaklaşmanın ne kadar önemli olduğunu çok net bir şekilde görebiliriz. Yani bir diğer deyişle sürdürülebilir geleceğe giden yol, Ubuntu felsefesini içselleştirmekten geçiyor olabilir…