6 min

İklim Krizine Karşı Sürdürülebilir Şehircilik

saint gobain

 

Nüfus artışı, kentleşme ve sanayileşme faaliyetleri başta olmak üzere çeşitli insan faaliyetlerinin atmosfere yaydığı gazlar, küresel iklim değişikliğine yol açıyor. Bilhassa kentler, barındırdıkları nüfus yoğunluğu ve sundukları hizmetler ile sera gazı üretimini tetikliyor. Bununla birlikte iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerine de daha fazla maruz kalmış oluyor. Bu çift yönlü etki, iklim değişikliği kaynaklı risklerin azaltılması ve uyum faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için gerekli kentsel politikalara duyulan ihtiyacı artırıyor. Kentsel politikalar ile kentlerde iklim değişikliğine karşı direnç oluşturmak, sürdürülebilir gelişimi destekleyen bir adım olarak vurguyu hakediyor.

Dünya nüfusunun hızla arttığı ve kentleşmenin ivme kazandığı günümüzde, sürdürülebilir bir geleceğe yönelik şehir planlamaları sadece bir tercih değil, aynı zamanda tartışmasız bir gereklilik olarak kendini duyuruyor. Her geçen gün etkisini daha fazla hissettiren ve tüm canlılar için bir tehdit oluşturan iklim krizine karşı önlem almak, tüm mimarlar, şehir planlamacıları ve mühendisler için elzem bir durum oluşturuyor. Şehircilik çalışmalarında sürdürülebilir ilkelerin etkin bir şekilde benimsenmesi, bu duruma karşı yalnızca bireysel değil toplumsal ölçekte dayanıklılık kazanmak için kritik bir önem teşkil ediyor. Sürdürülebilir şehircilik ilkeleri, yalnızca çevre dostu tasarımlardan ibaret olmayıp, toplumsal ve ekonomik boyutları da kapsayan geniş bir perspektif sunuyor. Bu ilkeler, enerji verimliliği, atık yönetimi, kentsel dönüşüm, yerel ekonomiyi destekleme gibi önemli unsurları içeriyor.

Yeşil Altyapı ve Kent Parkları

Birleşmiş Milletler’in Sürdürülebilir Kalkınma Değişimleri kapsamındaki 2013 tarihli Dünya Ekonomi ve Toplum Araştırması, dünya çapında, 2010 yılında %50 olan kentsel alanlarda yaşayan insan yüzdesinin, 2050'ye kadar 2.5 milyar kadar daha artarak yaklaşık %70'e çıkacağını gösteriyor. Günümüzde devam eden bu hızlı kentleşme ve küreselleşme nedeni ile kent sınırlarının büyümeye devam edeceği tahmin ediliyor. Dolayısıyla, bu kentleşme ve küreselleşme sebebiyle kentsel alanlardaki doğal ve kültürel peyzajların baskı altında olduğunu söylemek mümkün. Öte yandan, artan bir ivmeyle yaygınlaşan sürdürülebilir kentsel yaklaşımlar ve ekolojik değerler, kent peyzajları üzerindeki ilgiyi artırıyor. Bu noktada kendini gösteren yeşil altyapı kavramı, sürdürülebilir kentsel gelişimin önemli bir bileşeni olarak karşımıza çıkıyor. Yeşil altyapı, hem ekolojik sürdürülebilirliğe katkı sunuyor hem de arkeolojik ve mimari mirasın korunmasına katkıda bulunuyor.

saint gobain

 

Yeşil altyapı, önemli toplumsal kaynakları ve yerel peyzaj karakterini koruyarak güçlendiren bir etmen olarak değer kazanıyor. Dünya kentlerinde uygulanan örneklerinin temel tercih sebepleri, enerji giderlerinin düşürülmesi, taşkınların yol açtığı hasarların azaltılması, halkın sağlığı ve de çevre sağlığının korunması olarak sıralanabilir. Sürdürülebilir şehirler, yeşil altyapı ve kent parkları kavramlarını benimseyerek, betonarme yapılar arasında önemli kentsel boşluklar barındırarak daha dengeli bir çevre oluşturuyor. Bu alanların şehir hayatına dahil edilmesi ile birlikte biyoçeşitliliği artırılması ve ekosistemi güçlendirmeye fayda sağlaması hedefleniyor. Şehir sakinleri için dinlendirici kamusal mekanlar oluştururken, karbon emisyonunu düşürerek atmosferdeki karbon miktarını azaltılıyor.

Yeşil Ulaşım Planlaması

Kent ölçeğinde ulaşım altyapısı önemli rol oynar. Ulaşım altyapısına, bu alandaki yeniliklere ve teknolojilere yatırım yapmak ve daha güvenli hale getirmek; sera gazı emisyonlarını ve hava kirliliğine neden olan etmenleri azaltır. Bu sayede çevreye katkıda bulunurken, toplumsal ve ekonomik gelişmeyi destekler.

Sürdürülebilir şehir planlaması, toplu taşıma sistemlerini geliştirmenin yanı sıra bireysel ulaşımı da çevre dostu hale getirme hedefini içerir. Trafikte geçirilen uzun sürelerin iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarını, hava, gürültü kirliliğini artırdığı düşünüldüğünde; bisiklet yollarının yaygınlaştırılması, elektrikli araçlar için şarj istasyonlarının artırılması gibi adımların, sadece trafik sorunlarını çözmekle kalmadığı, aynı zamanda şehirlerin hava kalitesini artırdığı görülür. 2020 yılında Küresel Karbon Projesi tarafından yayımlanan rapor, Covid-19 pandemisi sırasındaki kapanmalarla en alt düzeye inen ulaşım talebinin, hava kirliliğini ve sera gazı emisyonlarını azalttığını ortaya koyuyor. Bu rapora göre, (CO2) emisyonları 2020’de %5,4 düşüyor. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nda (SKA) yer alan hedeflere erişilmesinde, ‘sürdürülebilir ulaşım’ veya ‘yeşil ulaşım’ imkanlarının sağlanması ve bu yöndeki girişimler önem kazanıyor. Yeşil ulaşım, fosil yakıtlı ulaşımın aksine, çevreyi olumsuz etkilemeyen ulaşım türlerini ifade ediyor ve yenilenebilir/alternatif enerji kaynaklarına dayanıyor.

saint gobain

 

Enerji Verimliliği

Enerji tüketimdeki artış hızı ve enerji kaynaklarının tüketim ivmesi, enerji sektörünün iklim krizi ile mücadele politikaları ile eşgüdümünü zorunlu hale getiriyor. Sürdürülebilir bir gelecek için yenilenemeyen enerji kaynaklarının alternatif kaynaklara tercih edilmesi kaçınılmaz bir adım. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından geçtiğimiz Haziran ayında yayınlanan “Enerji Verimliliği: Aksiyon İçin 10 Yıl” başlıklı rapor, son eğilimleri ve enerji verimli bir gelecek için gereken iyileştirme, uygulama ve yatırım adımlarını irdeliyor. Rapor, küresel enerji talebinin %1 arttığını belirtiyor ve enerji verimliliği uygulamalarında gelişim olmaması durumunda talep artışının üç kat fazla olacağını vurguluyor. Bu doğrultuda, gelecek on yıl içinde enerji verimliliğindeki ilerlemenin iki katına çıkarılmasına yönelik küresel bir hedef doğrultusunda daha güçlü politika eylemi çağrısında bulunuyor. Dolayısıyla, iklim kriziyle mücadele eden sürdürülebilir bir şehir için, enerji verimliliğini artırarak karbon ayak izini düşürmek öncül bir hedef olarak konumlanıyor. Düşük enerjili binalar, enerji geri kazanım sistemleri ve güneş panelleri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının yapılara entegrasyonu, bu hedef doğrultusunda etkin planlamalar olarak göze çarpıyor.

Afet Risklerine Karşı Hazırlıklı Altyapı

İklim krizi, doğal afet risklerini artırdığı için sürdürülebilir şehir planlaması, bu risklere karşı hazırlıklı bir altyapı oluşturur. İklim değişikliğine dirençli, sürdürülebilir kentlerde, iklim değişikliği nedeniyle oluşabilecek riskler göz önünde bulundurulur ve gerekli önlemler alınır. Bir kentin iklime dirençli olması, o kentin doğal ya da insan kaynaklı afetlere karşı direnebilme, sonuçlara karşı uyum sağlayabilme ve hızlı hareket edebilme yetenekleriyle ilintilidir. Gelişmiş afet yönetim stratejileri, acil durum planları, sismik hareketlere ve yangın durumlarına karşı alınabilecek sürdürülebilir izolasyon önlemleri ve bu koşullara dayanıklı altyapılar, şehirlerin kriz anlarında etkili bir şekilde mücadele etmelerine yardımcı olur. Risklere karşı hazırlıklı olmak, doğru ve sürdürülebilir kentsel planlama ve altyapıyla mümkündür.

Sürdürülebilir şehir planlaması, sadece bugünü değil, geleceği de inşa etmenin bir yolu olarak görülmelidir. Bu sebeple, yeşil altyapı, enerji verimliliği, sürdürülebilir ulaşım ve afet hazırlığı gibi ilkeler, şehirlerin yaşanabilir bir gelecek kurma yolundaki temel taşlardır. Her bir yerel yönetim, sivil toplum örgütü ve bireyin bu ilkeleri benimsemesi, küresel çapta sürdürülebilir bir değişim yaratmak için atılan önemli adımlardır. Unutulmamalıdır ki, sürdürülebilir şehirler bugünün yatırımı, yarının yaşanabilir dünyası için bir güvencedir.

Kaynaklar